29 Ocak 2013 Salı

Belki bir gün.

Böyle mutlulukla kırgınlığı bir arada, aynı yoğunlukta yaşadığım bir gece oldu. İçimde bir şeyler kırıldı, parçalandı, sonra tekrardan yapıştı ama eskisi gibi olmadı sanki. Aslında mutluyum mutlu olmasına da, ben birilerine bırakın yanlış yapmayı, hiçbir şey yapmadan kötü oluyorum bazen.. Onu anlayamıyorum işte. "Yine mi ben?" demekten de yoruldum, bıktım, usandım. Hiç halim kalmadı açıkçası. Neden en mutlu günümde beni kötü hissettiriyorsunuz ben cidden anlamıyorum, anlayamayacağım da.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Herkese bir bardak Yeşil Çay.

Merhabaalaar. Şimdi buraya yazmayalı çok olmuş, öncelikle onu farkederek gaza geldiğimi belirtmem gerek. Bugün yine ben, hayatıma zamanında ne kadar çok ikiyüzlü, aptal saptal, ergen mergen hatta sergen tripli insanlar girdiğini ve elimde hala KOSKOCA BİR SIFIR olduğunu anladım. (Sergen'i sevmem de o açıdan, bilmiyorum neden ama kılım) Neyse işin kötüsü ben bunu kabullenmekten, "Ya zaten hep böyle olmuyor mu?" demekten, suratıma tükürseler bile yalayacakmışçasına tembelleşmiş, hayata bir hayli geç kalmışım. Ve bunu farketmeme rağmen, hala kalkıp silkinmemiş, kendine çeki düzen verip "Hoop hadi bakalım, artık zaman senin zamanın!" dememişim. Demedim. Diyememekteyim. "İnsanlar ah insanlar" demek de istemiyorum aslında, kalkıp burda pandaların beni hiç anlayamadığından bahsedemeyeceğime göre, konu belli. Herkes de birilerinden şikayetçi, herkes kazık yiyor, herkes twitterdan laf sokuyor. Tamam da "madem herkes bu kadar masum, neden biri bile bana denk gelmemiş" demekten de alıkoyamıyor insan kendini. Yani şu dünya üzerinde kaç milyar insanız, kalkıp orda burda, sosyal sitelerde iki afilli kelam edeceğimize birbirimize biraz insan gibi davransak, demekki bizden edebiyat, sanat falan çıkmayacakmış. Bütün hıncımızı bir yerlere bir şeyler yazarak almaya veyahut Facebook'tan iki saatte bir Can Yücel yazıları paylaşmaya adamış bir toplum olmasak bizden bir şeyler çıkar diyeceğim lakin olmuyor. Ama yazmak için de bir şeyler yaşamak şart tabii, o da lazım. Lazım da keşke hayatımıza giren güzel insanlardan, hayatımıza girip içine etmiş olanlardan daha fazla bahsedebilsek. Yani bunun nedeni -en azından benim için diyelim- bize kendimizi anlatma, ifade etme fırsatı vermemiş olmamaları sanırım. Tek kelime etmeden, hiç varolmamışsın, hiç yaşamamışsın, hiç beraber gülmemişsin, eğlenmemişsin, ağlamamışsın, kavga etmemişsin gibi çekip gitmeleri. Ay pardon gitmeye de üşendiklerinden seni çıkarıyorlar. O daha artist oluyor da o bakımdan. Yahu şu hayatta belki de insana yapılabilecek en sinir bozucu şey bu. Siz siz olun yapmayın bunu başkalarına gerçekten. Hayır kaç yaşına gelmişsiniz hala karşılıklı konuşarak halledemeyecekseniz problemlerinizi, o zaman ben sizin... Yok yok öyle değil, ne diyordum, heh yani ben insanların özellikle üniversitede algılarının açılacağını, daha mantıklı işler yapacaklarını düşünürdüm önceden ama bu bildiğin Primary School'a dönmüş be yavrum. İki kitap okumuş, iki ülke gezmişsin, üç beş de yabancı arkadaşın olmuş tamam da sen olmamışsın ki.. Kendini "cool" sanıp senelerce ortada gezinmişsin, bana olgunluk taslamışsın ama beni hayatından çıkardığın gibi ilk fırsatta Mahmut Tuncer'e dönmüşsün sen. Hayır bana bari bu kadar saygı duysaydın, en azından geçmişte içinde Mahmut Tuncer yatan ama Bradley Cooper edasında gezen bir adama değer verdiğim için ayriyetten içimde kendimi öldürme isteği de doğmamış olacaktı. Vallahi artık insanlara değil kendime kızmaya başladım. Aynalara bakamaz oldum. Hiç değilse beni bana bıraksaydınız. Yani ben söyleyeceğimi söyleyip, sizin ağzınıza bir güzel.. neyse işte bu olsaydı benim içim rahattı şuan. Ama bu tahmin edildiğinden fırsat verilmiyor ya zaten. Ödleklikten yani. Verecek cevap bulunamadığından. Yaptığı godoşluğun hiçbir açıklaması olmadığından. Dan dan dadan. Böyle gider de gider. Oh kustum içimdekileri bende bir rahatlama oldu. İçimde bir şeyler kıpraştı. Yüzümde manidar bir gülümseme. Ben en iyisi şimdi gidip kendime yeşil çay koyayım. Ufak tefek bir şeyler kaldıysa da hazmı kolay olsun.

20 Eylül 2012 Perşembe

Gizot'a 750 kere teşekkürler.

Bugün buraya daha başka şeyler yazacağım çünkü bugün güzeller güzeli, baldan candan tatlı canım arkadaşım, bidenem, hayatımın vazgeçilmezlerinden biricik Gizot'umun doğum günü. İyi ki doğmuş, iyi ki karşıma çıkmış, iyi ki bana sıkı sıkı tutunmuş da bırakmamış. Benimle gülüp benimle ağlamış, hatta ağladığım zaman bile yüzümü güldürmüş, belki de bazen bana kızmış kendimi üzdüğüm gereksiz şeyler için. Olduğum gibi kabullenmiş, olduğum gibi sevmiş, bir gün dahi değiştirmeye çalışmamış, her zaman her koşulda yanımda olmuş, akıl hocası olmaktansa can yoldaşı olmuş da bana hayatta beraber yan yana yürümenin ne kadar güzel bir his olduğunu hatırlatmış. O yüzden canımıniçi olmuş. Kısacası iyi ki varmış. İyi ki bana saçlarını boyadığı her renk sonrası kamera açıp göstermiş, iyi ki benimle dersane sonrası Çekirge meydanına yürüyüp "etüte girmeyelim Burcu ya sinemaya gidelim" demiş ve diğerlerini de bu fikirle ikna edip topumuzu ÖSS'ye 1 ay kala sinemakolik yapmış. İyi ki bana kendi elleriyle yemekler hazırlayıp, her ondan ayrılışım sırasında otobüsüm gelene kadar beklemiş ve ben gidene kadar da yanımdan ayrılmayıp, her gidişim de gülümseyip el sallamış. İyi ki benimle YDS'ye girip sınav sonrası evde bira içip kafayı bulmuş. İyi ki 4B otobüsüne bindirip bana 45 dakikalık bir işkence çektirmiş. Varsın olsun. İyi ki doğmuş da hayatımın en mutlu en eğlenceli günlerini yaşatmış bana. İyi ki Lunapark'a gelip olur olmaz oyuncaklara binmiş benimle. İyi ki gerilim filmleri alıp " Burcuuu bunları hemen izleyelim diyip elimden tutmuş veeee eve götürüp... Ay of ne kadar fesatsınız. Kısacası iyi ki bu kadar değer verip her şeyini paylaşmış. İyi ki can olmuş kan olmuş ve kardeş olmuş bana. Şimdi çok seviyorum dememe gerek var mı bu kadar şeyden sonra? Bence yok. Çünkü bildiğini biliyorum. Ama ben de ona her fırsatta sevildiğini hatırlatmaktan mutluluk duyuyorum. Ama bugün çok ayrı. Bugün çok özel bir gün. Bugün onun hayata gelip belki çok sonra olsa da onun hayatına girebilecek bir insan olmamın şansını yaşadığım bir gün. Bugün Gizem'imim doğum günü. İyi ki var o evet. Binlerce kez söyleyebilirim. O da sıkılmadan binlerce kez dinler. İşte bu yüzden aynı bedendeee can gibiyiiiz, cana can vereeen kaan gibiyiz. Biz ayrılamayız işte. Bütün mesele bu. Burcuzade'den Gizot'una kocaman sevgiler, kocaman öpücüklerle. Çünkü o iyi ki var.

18 Eylül 2012 Salı

Kafamda deli sorular.


Neydi o şarkı? Kafamda deli sorular diyordu.. Bak hemen orayı kapmışım. Kafamda deli sorular bre Burcu. Sen mezun oldun şimdi enlightment filan yaşıyorsun gör, biz hala ders okul derdindeyiz. Bu seneyi skip(ing. skip yanlış olmasın) atmak istiyorum.
Ama ben napıyorum? Düşünüyorum, çünkü ben varım. Benimle birlikte zorunlu stajım var, Erasmus bela gibi 3 ders koydu kucağıma biri Fransızca 4 kredi o la la putain. Sene uzucak mı? Yüksek Lisans nolcak? Yüksek Lisans olmıcaksa ne olcak?
Bir de zaten yeterince uzak değilmiş gibi, daha da uzaklara gitme planları çıktı birilerinin. Macera dolu Amerika. Bir de bana ''Will you follow your love?'' diye soruyor... Önce bir daha yakındaki yere konsaydım da öyle daha uzaklara uçsaydım demek istedim ama diyemedim be Burcu.
İşte kafamdaki deli sorular.

17 Eylül 2012 Pazartesi

Kısaca The Enlightenment.

Merhabalaaar. Bugün çok sevdiğim, tek sevdiğim, hayatımı burada geçirmek istediğim şehir İzmir'de hayatımı gerçekten burada geçirebilmek için iş aramaya başladım. Ama ne aramak..Yani bilemiyorum ben hayatın bu kadar da zor olabileceğini düşünmemiştim mesela. Tamam pat diye iş bulucaz diye bir şey yok biliyorum da.. Gezerken böyle rüzgardan mıdır bilinmez tokat yemiş gibi hissettim. Hani o hayatın gerçeklerinin yüzüme birer birer tokat şeklinde rüzgar vasıtasıyla yansımasıydı sanki bu. Bugün bir daha üniversiteye gidip ders aralarında Grand Cafe'de kızlarla oturup karnıma ağrılar girene kadar gülemeyeceğimizi farkettim bir de. Okul çıkışı birbirimizde toplanıp, çay demleyip yine bütün gün konuştuklarımızı tekrarlayıp kahkahalara boğulamayacağımızı. Okuduğumuz romanlar, şiirler, sonelerle ilgili "Bence bu adam bunu bizim çıkardığımız yorumları düşünerek yazmamıştır yiaa" diyemeceğimizi. "Bir gün de İnciraltına gidelim" diyip asla gidemeyeceğimizi. Sonra dedim hayat bu muydu yani. Her gün yeni bir insan kaybetmek, kalbinde taşımak ama yanında olamamak. Aslında en çok sevdiğin, yaşamak istediğin şehrin onlarla anlam kazandığını anlamak. İşte buydu hakkaten bugün benim yaşadığım şey. Bir diğer şey de şu: Şuan işe başlamış, hayatını belli bir düzene koymuş olmak düşüncesi belki size garip gelebilir ama beni mutlu etmedi. Sadece Cumartesi ve Pazar günleri çalışmıyor olmak ve yapmaktan zevk aldığım nadide şeyleri yapmaktan kısıtlanmak da. (Sen ona dua et demeyin, hakkaten bu sinir bozucu) Hayatımın 8.30 ile 6.30 arasında akıp gitmesi de ayrı tabii. Eee herkes öyle sonuçta diyeceksiniz biliyorum. Ama benim hayatımda henüz eksik olan bir şeyler var. Ne olduğunu bilmiyorum belki ya da biliyorum ama söyleyemiyorum. Ama var. Ve onları yaşamadan yeni bir düzen kurmaya çalışmanın da benim açımdan hiçbir çekici tarafı yok. Aslında çalışmak da istiyorum bir yandan tabii. Off. Açıkçası duygularım karmakarışık. Moralim bozuk. Cereyan kesik. Hele bir de sen yoksun ya Gizem çok yazık.

16 Eylül 2012 Pazar

Çok acayip, pek garip, bir haldeyim ya habip

Baktım olmuyor, bugün yine aynı saatte buraya içimi dökeyim dedim. Tanışma faslı da bittiğine göre, rahat rahat yazabilirim içimdekileri. Aslında böyle yazınca da çok duygusal şeyler yazıcakmışım gibi oldu ama neyse. Gelgelelim ben bugün hayatımın dizi olarak çekilmesine karar verdim Gizem. Çok inişli-çıkışlı, kavgası, gürültüsü bol. Cins cins insanlar desen hep bende. Tabi insan şimdi çeşit çeşit. Supernatural elementler desen ayrı bir olay. Düşününce How I Met Your Mother'daki Ted gibi olduğum da su götürmez bir gerçek. Eee Fringe'deki paralel evren kafasını da yaşadığımı hesaba katarsak.. Bence tadından yenmez. Yani kısacası böyle bir 5 sezon rahat götürürüm olayı diye düşünüyorum. Ama dizinin ismi konusunda baya bir çıkmaza düştüm. Bu konuda fikrini almak isterim açıkçası. Dizinin müziklerini de Grup Vitamin'den kullanmayı düşünüyorum. Şu hayatta en sevdiğim şeyler listesinde baya üstte oldukları ve benim mizacımı çok iyi yansıttıkları için. Yani şimdilik böyle. Sevgiler, Burcut.

Böyle paralel evren düşman başına..

Ben de çok düşündüm bunu. Bir paralel evren nasıl böyle acımasız, nasıl bu kadar gaddar olabilir? Bu paralel evren teknoloji açısından da bizden ilerdedir şimdi tabi onu da düşündüm. İnsanlar oralarda belki bu gece içip, eğlenip, gezip tozuyorlardır evet ama sonra bir bakmışsın tek kelime etmeden sosyal ağlardan birbirlerini unfriend yapmışlardır mesela. Olur mu olur. Hank'in işine karışılmaz. Sen şimdi yat uyu. Yarın, hatta belki yarından da yakın, yeni haberler, ilginç görüntülerle karşında olacağım.